4. NESİL NÜKLEER TEKNOLOJİSİ IC İLE TÜRKİYE’DEN BÖLGEYE YAYILACAK

Dünyada enerji güvenliği, iklim hedefleri ve artan elektrik talebi, nükleer enerjiyi yeniden küresel enerji gündeminin merkezine taşıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları hızla büyürken, güneş ve rüzgâr gibi kaynakların değişken üretim yapısı, şebekelerde kesintisiz ve düşük karbonlu baz yük ihtiyacını daha görünür hale getiriyor. Diğer yandan yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri, elektrifikasyon ve enerji yoğun sanayi yatırımları, ülkelerin güvenilir ve sürekli enerji kaynaklarına olan ihtiyacını artırıyor. Bu dönüşüm, nükleer enerjiyi yalnızca elektrik üretimi veya büyük ölçekli santral yatırımlarıyla değil; sanayinin karbonsuzlaşması, veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, proses ısısı, deniz suyunun arıtılması ve yerinde enerji çözümleri gibi farklı uygulama alanlarıyla da yeniden konumlandırıyor. Küresel nükleer kapasitenin 2050’ye kadar üç katına çıkarılması hedefi de bu değişimin en güçlü göstergeleri arasında yer alıyor. Bugün yaklaşık 500 GW seviyesinde olan küresel nükleer kapasitenin üç katına yani 1.500 GW seviyesine çıkarılması, dünyada yaklaşık 1.000 GW’lık ilave nükleer kapasite ve trilyon doların üzerinde bir yatırım ihtiyacı anlamına geliyor. Bu yeni dönemde küçük modüler reaktörler yani SMR’lar, daha esnek, daha ticari, daha modüler ve sanayiyle doğrudan entegre olabilen yeni nesil nükleer çözümler olarak öne çıkıyor. Türkiye açısından da 2050’ye kadar 20 GW nükleer kapasite hedefi içinde 5.000 MW’lık SMR kapasitesinin yer alması, bu alanı yalnızca enerji arz güvenliği açısından değil; teknoloji geliştirme, yerli tedarik zinciri, insan kaynağı, regülasyon kapasitesi ve sanayi rekabetçiliği açısından da stratejik bir başlık haline getiriyor.
SMR dünyasında ticari fizibilitenin en kritik başlıklarından biri ise yatırım maliyetinin düşürülebilmesi. Büyük ölçekli nükleer santrallerde yatırım maliyetleri bugün ortalama kilowatt başına yaklaşık 7 bin dolar seviyesinde seyrederken, SMR’larda ilk uygulamalarda bu seviyenin kilowatt başına 5 bin dolar, seri üretime geçildiğinde ise 3 bin dolar seviyesine çekilmesi hedefleniyor. Bu hesapla 100 MW sınıfındaki bir SMR için ilk yatırımın daha yüksek maliyetli olması beklenirken, seri üretim ve standartlaşma sonrasında yaklaşık 300 milyon dolarlık bir yatırım ölçeği hedefleniyor. Bu hedefin gerçekleşmesi; modüler üretim, fabrikasyon, yerli tedarik zinciri, lisanslama süreçlerinin olgunlaşması ve yatırım sürelerinin kısalmasıyla mümkün olabilecek.
30 Haziran – 1 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 12. Nükleer Santraller Zirvesi’nde (NPPES) konuşmacı olarak yer alan IC Nükleer Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bayar, Türkiye’nin nükleer enerji hedeflerinin yalnızca kurulu güç artışı olarak değil; teknoloji geliştirme, yerli tedarik zinciri, insan kaynağı ve bölgesel uygulama kapasitesi açısından da ele alınması gerektiğini söyledi. Bayar, “Hedefimiz Türkiye’de reaktör teknolojisi etrafında bir mühendislik ve sanayi ekosistemi kurmak” dedi.
IC Nükleer Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bayar, dünyada ve Türkiye’de nükleer enerji gündeminin yeniden nasıl şekillendiğini, küçük modüler reaktörlerin yani SMR’ların bu dönüşümdeki rolünü ve IC Nükleer Teknoloji’nin 4. nesil reaktör teknolojileri alanındaki çalışmalarını değerlendirdi.
Nükleer enerjinin artık yalnızca elektrik üretimi veya kurulu güç hedefleriyle sınırlı bir başlık olmadığını vurgulayan Bayar, yeni dönemde nükleer enerjinin; enerji arz güvenliği, düşük karbonlu baz yük ihtiyacı, sanayinin karbonsuzlaşması, veri merkezi ekonomisi, proses ısısı, yerli tedarik zinciri, ileri mühendislik ve teknoloji geliştirme başlıklarının kesişiminde yer alan stratejik bir alan haline geldiğini söyledi.
Bayar, dünyada nükleer enerjiye bakışta son birkaç yılda önemli bir değişim yaşandığına dikkat çekerek, enerji güvenliği, iklim hedefleri ve artan elektrik talebinin nükleer enerjiyi yeniden küresel gündemin merkezine taşıdığını ifade etti. COP28’de küresel nükleer kapasitenin 2050’ye kadar üç katına çıkarılmasına yönelik deklarasyonun bu dönüşümün önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Bayar, COP29’da Türkiye’nin de aralarında olduğu yeni ülkelerin bu deklarasyona katılmasının, nükleerin iklim diplomasisindeki ağırlığını artırdığını söyledi. Bayar ayrıca, bugün yaklaşık 500 GW seviyesinde olan küresel nükleer kapasitenin üç katına yani 1.500 GW seviyesine çıkarılması, dünyada yaklaşık 1.000 GW’lık ilave nükleer kapasite ve trilyon doların üzerinde bir yatırım ihtiyacı anlamına geldiğini ifade etti.
Bayar, “Doğru enerji mimarisi artık tek bir kaynağa dayalı olmayacak. Önümüzdeki dönemde ülkeler; nükleer baz yük, yenilenebilir enerji, depolama, şebeke yatırımları ve talep yönetimini birlikte planlamak zorunda kalacak. Nükleer enerji bu noktada yenilenebilir enerjinin alternatifi değil; düşük karbonlu ve güvenli enerji sisteminin tamamlayıcı unsuru olarak konumlanıyor” dedi.
“Türkiye nükleer enerjiyi yalnızca kullanan değil, teknoloji geliştiren ülkelerden biri olabilir”
Türkiye’nin nükleer enerji vizyonunun yalnızca kapasite artışı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Bayar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıklamalarında Türkiye’nin 2050 yılına kadar 20 GW nükleer kapasiteye ulaşma hedefinin ortaya konduğunu, büyük konvansiyonel reaktörlere ek olarak 5.000 MW’lık küçük modüler reaktör hedefinden de söz edildiğini hatırlattı.
Bu ölçeğin Türkiye açısından yalnızca yeni kapasite anlamına gelmediğini belirten Bayar, “Bu hedef aynı zamanda tedarik zinciri, mühendislik, regülasyon, insan kaynağı, sanayi entegrasyonu ve teknoloji geliştirme açısından büyük bir dönüşüm anlamına geliyor. Eğer bu alana yalnızca hazır teknoloji satın alma perspektifiyle bakarsak, geleceğin nükleer pazarında sadece müşteri konumunda kalırız. Ancak bugünden doğru teknoloji ortaklıklarını kurar, mühendislik ve tedarik zinciri kapasitemizi geliştirir, regülasyon süreçlerine hazırlıklı ilerler ve akademi-sanayi iş birliğini güçlendirirsek, Türkiye bu alanda teknoloji geliştiren ve bölgesine çözüm sunan ülkelerden biri olabilir” diye konuştu.
IC’nin nükleer enerji alanında edindiği saha, mühendislik ve büyük ölçekli proje disiplinini yeni nesil nükleer teknolojiler alanında daha ileri bir aşamaya taşımayı hedeflediğini belirten Bayar, şirketin odağının SMR’lar ve 4. nesil gelişmiş reaktör teknolojileri olduğunu söyledi.
Bayar, “Türkiye’de yalnızca bir SMR yatırımı yapmak değil; SMR teknolojisinin geliştirilmesi, lisanslanması, tedarik zincirinin oluşturulması, yerlileştirilmesi ve ticari uygulama alanlarına taşınması için uzun vadeli bir teknoloji platformu kurmak istiyoruz” dedi.
ARC iş birliği: Hazır teknoloji ithalatı değil, birlikte olgunlaştırma süreci
IC Nükleer Teknoloji’nin bu vizyon doğrultusunda ARC Clean Technology ile sodyum soğutmalı 4. nesil reaktör teknolojileri alanında stratejik bir iş birliği süreci başlattığını belirten Bayar, söz konusu iş birliğinin Türkiye ve bölgede gelişmiş küçük modüler reaktörlerin devreye alınmasına yönelik teknik, ekonomik ve düzenleyici fizibilite çalışmalarını, uzun vadeli ticarileştirme ve sanayileşme yol haritasını kapsadığını ifade etti.
ARC-100’ün 100 MWe sınıfında, sodyum soğutmalı hızlı reaktör teknolojisine dayanan gelişmiş bir küçük modüler reaktör tasarımı olduğunu belirten Bayar, bu teknolojinin yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı kalmayıp yüksek sıcaklıkta proses ısısı gibi sanayi uygulamalarına da imkân verebilmesinin önemine dikkat çekti.
Bayar, “Burada özellikle altını çizmek isterim: Bu, hazır bir teknolojiyi alıp Türkiye’de kurma projesi değil. Dünyada Batı kaynaklı SMR projelerinin tamamı farklı olgunluk seviyelerinde. Bugün ‘al, kur, çalıştır’ seviyesinde ticarileşmiş yaygın bir SMR pazarı henüz oluşmuş değil. Bizim ARC ile kurduğumuz iş birliği, bu teknolojiyi mevcut gelişim aşamasından alıp birlikte olgunlaştırma, farklı uygulama alanlarına uyarlama, tedarik zincirini geliştirme, ekipmanların yerlileştirilmesi ve düzenleyici kurumların beklentilerine uygun hale getirme süreci olarak görülmeli” dedi.
Bayar, ARC ile yürütülen iş birliğini yalnızca Türkiye pazarı açısından değil, bölgesel uygulama ve ticarileştirme potansiyeli açısından da ele aldıklarını belirterek, “Hedefimiz; Türkiye’de mühendislik, lisanslama hazırlığı, tedarik zinciri, sanayi entegrasyonu ve ticari uygulama kabiliyeti geliştirerek çevre coğrafyalara da çözüm sunabilecek bir kapasite oluşturmak. Bu nedenle 4. nesil nükleer teknolojilerde Türkiye’den bölgeye uzanan bir uygulama modeli geliştirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“SMR'lar yalnızca bir reaktör teknolojisi değil, yeni bir sanayi ekosistemi”
SMR’ların Türkiye açısından yalnızca yeni elektrik üretim kapasitesi anlamına gelmediğini vurgulayan Bayar, bu teknolojilerin arkasında çok katmanlı bir sanayi ve mühendislik ekosistemi bulunduğunu söyledi.
Bayar, “Bir SMR projesini yalnızca reaktör ünitesinden ibaret görmemek gerekir. Her bir SMR uygulamasının arkasında nükleer ada, türbin-jeneratör sistemi, ısı değiştiriciler, pompalar, vanalar, kontrol ve otomasyon sistemleri, elektrik ekipmanları, inşaat ve montaj işleri, test altyapısı, kalite güvence, dokümantasyon ve lisanslama süreçlerini kapsayan çok katmanlı bir tedarik zinciri bulunuyor. Bu nedenle SMR alanında gelişmek, yalnızca bir reaktör teknolojisine erişmek değil; aynı zamanda bu teknolojinin etrafında geniş bir yan sanayi ve mühendislik ekosistemi kurmak anlamına gelir” dedi.
SMR teknolojilerinin modülerleşme vaadinin ancak güçlü ve tekrarlanabilir bir tedarik zinciriyle gerçek bir maliyet ve zaman avantajına dönüşebileceğini belirten Bayar, IC Nükleer Teknoloji’nin bu alandaki önceliklerinden birinin Türkiye’de yerli tedarik zincirini ve sanayi entegrasyonunu geliştirmek olduğunu söyledi.
Bayar, “Bizim için kritik konu, SMR’ı tekil bir yatırım olarak değil; Türkiye’de mühendislik, ekipman, kalite güvence, test, montaj ve bakım kabiliyetlerini geliştirecek bir sanayi platformu olarak ele almak” diye konuştu.
Veri merkezleri SMR talebini büyüten alanlardan biri olacak
Küresel enerji sistemindeki dönüşümün önemli boyutlarından birinin de elektrik talebindeki hızlı artış olduğunu belirten Bayar, sanayide elektrifikasyon, elektrikli araçlar, iklimlendirme, otomasyon, veri merkezleri ve yapay zekâ uygulamalarının elektrik talebini yapısal olarak artırdığını söyledi.
Bayar, veri merkezlerinin artık yalnızca teknoloji şirketlerinin konusu olmadığını belirterek, “Büyük ölçekli veri merkezleri, bulundukları bölgelerde şebeke yükünü, elektrik fiyatlarını, yatırım planlarını ve enerji arz güvenliğini doğrudan etkileyen tesisler haline geliyor. Bugün dünyada özellikle hiper ölçekli veri merkezleri için kesintisiz, güvenilir, düşük karbonlu ve yerinde enerji çözümleri daha fazla tartışılıyor. SMR’ların bu kadar ilgi görmesinin arkasındaki başlıklardan biri de bu” dedi.
SMR’ların veri merkezleri için yalnızca çok miktarda elektrik değil; sürekli, öngörülebilir ve şebekeyi zorlamayan enerji sağlayabilecek teknolojiler arasında değerlendirildiğini söyleyen Bayar, özellikle büyük veri merkezi yatırımlarında yerinde ve düşük karbonlu enerji çözümlerinin giderek daha stratejik hale geleceğini ifade etti.
Sanayi ısısı, organize sanayi bölgeleri ve deniz suyunun arıtılması (desilasyon) yeni uygulama alanları arasında
SMR teknolojilerinin en önemli avantajlarından birinin farklı ticari uygulama alanlarına uyarlanabilmesi olduğunu belirten Bayar, IC Nükleer Teknoloji’nin bu teknolojiyi yalnızca şebekeye elektrik veren bir üretim tesisi olarak görmediğini söyledi.
Bayar, potansiyel uygulama alanları arasında büyük ölçekli veri merkezleri, demir-çelik ve diğer enerji yoğun sanayi tesisleri, proses ısısı ihtiyacı olan üretim tesisleri, organize sanayi bölgeleri, petrokimya tesisleri, maden sahaları, deniz suyunun arıtılması (desilasyon) ve şebeke kapasitesi sınırlı bölgelerde yerel enerji çözümlerinin yer aldığını ifade etti.
Sodyum soğutmalı 4. nesil reaktörlerin yüksek sıcaklık sağlayabildiği için bazı sanayi tesislerinde elektriğe dönmeden doğrudan ısı uygulamaları için kullanılabilecek potansiyel sunduğunu belirten Bayar, “Bu teknolojinin yaklaşık 550°C seviyesinde proses ısısı sağlayabilme potansiyeli, özellikle enerji yoğun sanayiler açısından önemli bir başlık. Çünkü ağır sanayinin yalnızca elektriğe değil, yüksek sıcaklıkta proses ısısına da ihtiyacı var” dedi.
İTÜ ile nükleer teknoloji ekosistemi için stratejik iş birliği
Nükleer enerji alanında kalıcı olmanın yalnızca proje geliştirmekle mümkün olmadığını, insan kaynağı geliştirme başlığının da kritik olduğunu vurgulayan Bayar, Türkiye’de nükleer mühendislik ve nükleer teknoloji alanında yetişmiş insan kaynağının sınırlı olduğunu söyledi.
Bayar, “Biz IC Nükleer Teknoloji olarak bu alanda yeni bir ekip ve kabiliyet seti oluşturuyoruz. Hedefimiz, zaman içinde yaklaşık 150 kişilik nitelikli bir teknik ve mühendislik kadrosu oluşturmak. Bunun için bir yandan deneyimli danışmanlardan ve farklı yüksek teknoloji sektörlerinde çalışmış profesyonellerden yararlanacağız; diğer yandan genç mühendisleri bu alana kazandıracağız” dedi.
İstanbul Teknik Üniversitesi ile yürütülen iş birliğinin bu nedenle önemli olduğunu belirten Bayar, İTÜ ve IC Nükleer Teknoloji arasında imzalanan protokolün Türkiye’de kurulacak Nükleer Teknopark kapsamında yerli reaktör geliştirme sürecine katkı sağlamayı hedeflediğini ifade etti.
Bayar, “Nükleer teknoloji alanında kalıcı olmak için bilgiyi projeye, projeyi teknolojiye, teknolojiyi de sanayi değer zincirine dönüştürmek gerekiyor” diye konuştu.
Toryum: Önemli potansiyel, ancak bugünkü öncelik sodyum soğutmalı 4. nesil SMR
Türkiye’de nükleer enerji konuşulduğunda gündeme gelen başlıklardan birinin de toryum olduğunu belirten Bayar, toryumun Türkiye açısından önemli bir potansiyel sunduğunu ancak ticari uygulanabilirlik açısından bugün daha erken bir teknolojik aşamada bulunduğunu söyledi.
Bayar, “Toryum bazlı erimiş tuz reaktörleri henüz daha erken bir teknolojik aşamada. Bugün dünyada üçüncü nesil basınçlı su reaktörleri en yaygın kullanılan teknoloji. SMR uygulamaları yeni başlıyor. 4. nesil sodyum soğutmalı reaktörler ise teknoloji olgunluğu açısından ticari uygulamaya daha yakın bir hat sunuyor. Dolayısıyla bizim bugünkü önceliğimiz, ticari uygulama potansiyeli daha yakın olan sodyum soğutmalı 4. nesil SMR teknolojisine odaklanmak” dedi.
NPPES ve COP31, Türkiye’nin nükleer vizyonu için önemli görünürlük alanları
Bayar, İstanbul’da 12’ncisi düzenlenen Nükleer Santraller Zirvesi’nin, yani NPPES’in, Türkiye’nin nükleer enerji vizyonu açısından önemli bir platform olduğunu belirtti. Zirvenin bu yılki temasının “Yeni Nükleer Çağ: Sanayi, İnovasyon ve Net Sıfır için Güç Kaynağı” olduğunu hatırlatan Bayar, bu temanın dünyada nükleer enerjiye bakıştaki dönüşümü ortaya koyduğunu söyledi.
Bayar, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in de nükleer enerji tartışmasını yalnızca enerji arz güvenliği açısından değil; iklim diplomasisi, sanayi politikası ve teknoloji geliştirme perspektifiyle değerlendirmek için önemli bir zemin sunacağını ifade etti.
Bayar, “COP31 süreci, Türkiye’nin nükleer enerji vizyonunu yalnızca kurulu güç hedefi olarak değil; iklim, enerji güvenliği, sanayi dönüşümü ve teknoloji geliştirme başlıklarının kesişiminde anlatmak için önemli bir fırsat sunuyor” dedi.
| “SMR’larda hedef: Kilowatt başına maliyeti 3 bin dolara indirmek” Murad Bayar, Türkiye’nin SMR hedefinin yalnızca yeni nükleer kapasite olarak değil, yeni bir teknoloji ve sanayi ekosistemi kurma fırsatı olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Bayar, “SMR alanında kalıcı olmak için yalnızca teknoloji ortağı seçmek yeterli değil. Bu alanın Türkiye’de bir ekosisteme dönüşmesi gerekiyor. Bunun içinde tedarik zinciri, mühendislik kabiliyeti, yerli ekipman üretimi, kalite güvence, lisanslama, akademik araştırma, insan kaynağı ve finansman modeli birlikte düşünülmeli” dedi. Bayar, uzun vadeli iş planlarında Türkiye’de 10 reaktöre, bölgede ise 20 reaktöre kadar gidebilecek bir uygulama potansiyeli üzerinde çalıştıklarını belirterek, sonraki uygulamalarda kilowatt başına yaklaşık 3 bin dolar seviyesinde rekabetçi bir maliyet yapısına yaklaşmayı hedeflediklerini ifade etti. Bayar, bu ölçeğin 100 MW sınıfı bir reaktör için yaklaşık 300 milyon dolarlık bir büyüklüğe işaret ettiğini, ancak bu rakamların teknoloji olgunluğu, lisanslama, tedarik zinciri, lokasyon ve uygulama modeline göre değişebilecek çalışmalar olduğunu vurguladı. |
|
| ARC-100 nedir? ARC-100, ARC Clean Technology tarafından geliştirilen 100 MWe sınıfında, sodyum soğutmalı hızlı reaktör teknolojisine dayanan gelişmiş bir küçük modüler reaktör tasarımıdır. IC Nükleer Teknoloji, ARC Clean Technology ile yürüttüğü iş birliği kapsamında, sodyum soğutmalı 4. nesil nükleer reaktörlerin Türkiye ve bölgede devreye alınması, ortak teknik, ekonomik ve düzenleyici fizibilite çalışmalarının yürütülmesi, ticarileştirme ve sanayileşme yol haritasının oluşturulması üzerine çalışıyor. Murad Bayar, bu iş birliğinin hazır teknoloji ithalatı olmadığını vurgulayarak, “Bizim ARC ile kurduğumuz iş birliği, bu teknolojiyi mevcut gelişim aşamasından alıp birlikte olgunlaştırma, farklı uygulama alanlarına uyarlama, tedarik zincirini geliştirme, ekipmanların yerlileştirilmesi ve düzenleyici kurumların beklentilerine uygun hale getirme süreci olarak görülmeli” dedi. |
Nükleer teknolojide insan kaynağı için İTÜ iş birliği IC Nükleer Teknoloji, Türkiye’de nükleer teknoloji alanında insan kaynağı ve mühendislik kapasitesini geliştirmek amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi ile iş birliği yürütüyor. İTÜ ve IC Nükleer Teknoloji arasında imzalanan protokol, Türkiye’de kurulacak Nükleer Teknopark kapsamında yerli reaktör geliştirme sürecine katkı sağlamayı hedefliyor. Bu kapsamda öğrencilerin ve genç araştırmacıların desteklenmesi, burs programları, akademi-sanayi iş birlikleri ve uygulamalı mühendislik çalışmaları gündemde yer alıyor. Murad Bayar, “Nükleer teknoloji alanında kalıcı olmak için bilgiyi projeye, projeyi teknolojiye, teknolojiyi de sanayi değer zincirine dönüştürmek gerekiyor” dedi. |
| Veri merkezleri nükleer enerji talebini nasıl etkiliyor? Yapay zekâ, bulut bilişim ve dijital altyapı yatırımlarının hızla büyümesi, veri merkezlerinin elektrik ihtiyacını artırıyor. Büyük ölçekli veri merkezleri artık yalnızca teknoloji yatırımı değil; bulundukları bölgelerde şebeke yükünü, enerji fiyatlarını ve enerji arz güvenliğini doğrudan etkileyen tesisler olarak değerlendiriliyor. Murad Bayar, SMR’ların veri merkezleri için potansiyel bir çözüm alanı sunduğunu belirterek, büyük veri merkezi yatırımlarında kesintisiz, güvenilir, düşük karbonlu ve yerinde enerji çözümlerinin giderek daha fazla önem kazanacağını ifade etti. |
Toryum neden bugünkü öncelik değil? Türkiye’nin toryum potansiyelinin uzun yıllardır kamuoyunun ilgisini çeken bir başlık olduğunu belirten Murad Bayar, IC Nükleer Teknoloji’nin toryum dahil yeni nesil nükleer teknolojileri yakından izlediğini söyledi. Bayar, toryum bazlı erimiş tuz reaktörlerinin ticari uygulanabilirlik açısından henüz daha erken bir teknolojik aşamada olduğunu ifade ederek, “Toryum önemli bir potansiyel; ancak bugün ticari önceliğimiz, uygulama alanı daha yakın olan sodyum soğutmalı 4. nesil SMR teknolojisi” dedi. |
